haberplatosu.com


MEHDİ, MESİH, DECCAL KAVRAMLARINA FETULLAH GÜLEN’İN YÜKLEDİĞİ ÇARPIK ANLAM ve MENSUPLARININ TUTUMU-(2)

Tarih: 11-09-2016 21:23
1105 Okunma

MEHDİ, MESİH, DECCAL KAVRAMLARINA FETULLAH GÜLEN’İN YÜKLEDİĞİ ÇARPIK ANLAM ve MENSUPLARININ TUTUMU-(2)

DECCAL

*Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir"

*Bir hadis-i şerifte, özellikle onun; "yalancı, dalâlete sürükleyici" (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5: 372) özelliğine dikkat çekilmiştir.

*Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

*Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

*"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( Müslim, Fiten: 126) buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise; “onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu” bildirirler. (Ramûzü'l-Ehadis, s. 518)

*Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması, (Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

*Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin (asm) bildirdiğine göre; “o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır” (Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70)

*Resûl-i Ekrem (a.s.m.), bunları bize bir bir anlatmıştır: “Eğer (Deccal) ben sizin aranızdayken çıkarsa, sizin adınıza ben ona gâlip gelirim. Şâyet ben aranızda yokken çıkarsa, herkes kendi başının çaresine baksın... Ey Allah'ın kulları ona karşı direnip sebat edin" buyurmuşlardır.

*Sonra Deccal dinden soyutladığı fikriyatını kabul ettirmek için zor kullanmak, zulmetmek ve sıkıntı vermekten çekinmeyecektir. Bunlara dayanabilmek için de güçlü, yani Kur'ân ve îman hakikatleriyle mücehhez olmak gerekir. Her şeye rağmen istibdadına boyun bükmez, öldürülse de itaat etmez, itaat etse de istemeyerek itaat eder. Ama sonuçta kazanır. Şuâlar'da belirtildiğine gibi, "Büyük Deccalın cebr u ceberût-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehit olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz”

*Büyük Deccalın vazifesini üstlenmekle iftihar eden komünizme karşı duran, onun baskı ve zulmüne boyun bükmeyen Müslümanlar, eğer bu uğurda ölürlerse elbette ki şehid olurlar. Hattâ ona karşı direnen masum Hıristiyanların da büyük mükâfatlar kazandığını görürüz:  "Ahirzamanda mâdem fetret derecesinde din ve din-i Muhammediye (a.s.m.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş. Ve mâdem âhirzamanda Hz. İsa'nın din-i hakîkîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa'ya (a.s.m.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet (şehidlik) denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır, diye hakîkatten haber aldım... Eğer o felâketi çekenler, mazlumların imdâdına koşanlar ve istirahat-ı beşeriye için ve esaset-i diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlığın mânevî ve uhrevî (ahirete ait) neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medar-ı şeref yapar, sevdirir"

*Her şeye rağmen yapılacak iş zor da olsa hakta sebat edebilmek, tavize girmemektir. Peygamberimiz; "Ey Allah'ın Resûlü! Eğer o zamana yetişirsek ne yapalım?" diye soran Sahabîlerine şu tavsiyeyi yapmıştı: "Meryem oğlu İsa’nın (a.s.) arkadaşlarının yaptıkları gibi sabır ve tahammül edersiniz. Onlar testere ve bıçkılarla biçildiler, ağaçlara konulup çarmıha gerildiler. Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah'a itaat ederek ölmek, Allah'a isyan halinde yaşamaktan daha hayırlıdır."(7)

*Bir kısım maslahatlara binâen de olsa Deccal’e sessiz kalmak, yumuşak davranmak kötü sonuçlar doğurabilmektedir.

*Deccal ile mücadeleyi terk etme bir yana ona taraftar olma ise şüphesiz daha büyük felâketleri dâvet eder. Kişinin kısa bir süre için dünyası mâmûr olsa da âhireti yıkılır. Kaldı ki dünyada da sıkıntılar, musibetler başından eksik olmaz. Eğer bir yerde umumî mânâda Deccala taraftar olma söz konusuysa, açlık, kıtlık, deprem gibi umumî musibetlere davetiye çıkarılmış olur. Çünkü "Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle ekser zâtın o zâlim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir."(10)

*Deccalle mücadele kolay değildir. Etkisi büyük, istibdadı şiddetli olan Deccal, şüphesiz kendisiyle mücadeleye kalkanları susturmaya çalışacaktır. Mü’mine düşen ise mücadele duygusunu yitirmemek, gücü yettiğince mücadele edebilmektir. Hiçbir şey yapamıyorsa, ona buğz etmelidir. Mümkün olduğunca ona, cereyanına yaklaşmamalı, câzip fitnelerinden uzak durmalıdır. Konuyla ilgili Resûlullahın tavsiyeleri şöyle: "Deccalın çıktığını duyduğunuzda ondan uzak durunuz. Çünkü bir adam onu reddetmek niyetiyle yanına gider, fakat yanındaki kalbleri vesveselendiren, aldatan, şüpheye düşüren şeyler sebebiyle ona tâbi olup kalır.”

*Bütün mesele, onun tuzağına düşmemek, câzip fitnesine kapılmamak için Deccalı iyi tanımak, tedbirli olmak ve üzerine düşen mücadeleyi yapabilmektir.

*Hz. Peygamber; "Şüphesiz ben sizi Deccala karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da (a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı."(14)

HÜLASA

*Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Mesih Hz. İsa...

*Deccal; din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin mücadele verenler...

*İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak, güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

*Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu; Hz. İbrahim (as)'siz, Firavunu; Hz. Musa' (as)’sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da; Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

*Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi; “Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."( Mektûbât, s. 425)

Yukarıda hakiki manaları izah edilen kavramlara sözde mehdinin (FG) yüklediği manalara işaret ederek konuya açıklık getirmeye çalışalım.

 

YORUM YAP


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç